ilham ve motivasyon derlemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilham ve motivasyon derlemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2007 Çarşamba

senaryo nasıl yazılır

Öncelikle anlatacaklarimin üzerine kendi derleyip topladigim notlarim ve de genel bir bakis ile birlikte begeni saglayan senaryolarin temelleri üzerine olduklarini belirtmek isterim. Bunlar kesin kurallar degiller (Zaten sinemada kural olmamali). Ancak özellikle büyük paralar yatirilan sinema sektörünün basarisizliga tahümmülü olmamasindan dolayi ortaya çikan ve bir filmde mümkün basariyi oldugunca risksiz bir sekilde yakalamaya yönelik genellemeleri de içermekte.

Senaryo nedir:
Senaryonun temeli "bir hikaye en iyi sekilde nasil anlatilir?" sorusudur. Eger iyi bir hikayeniz varsa onu anlatmak için iyi bir senaryo ilk sarttir. Hitcock'un dedigi gibi "iyi bir film çekmek için 3 sey lazimdir: Senaryo, senaryo ve de senaryo".Senaryolar önceleri edebiyattan, sonralari tiyatrodan geliyordu. Ardindan çikan 'özgün senaryo' kavrami ise hikayeleri sadece sinema için yazmak ve görselligi düsünen bir sekilde anlatm

ak anlamindadir.

Iyi bir senaryonun temel özellikleri nelerdir:
Iyi bir senaryonun ilk sarti hikayenin iyi olmasidir. Hikaye yöresel olmamali, sinirlari asmali, tüm dünya insanlarina ulasmali. Hikayenin bir çikis noktasi olmali. Senaryo "Ben ne anlatacagim?", "Bir mesaj veriyor mu?" sorulari ile kurulmali. Burada mesaji bilgi olarak verip, altini çizip dikte etmek seyirciyi sikmanin en kestime yolu. Örnegin bir kiskançlik hikayesi olan 'Raging Bull' filminde 'kiskançlik' üzerine tek bir kelime geçmez. "Hansel ile Gratel" masali aslen sütten kesilen içerlemis çocugun halen ana babaya yemek konusundaki bagliligini anlatir. Ama bu mesaj gayet iyi gizlenmis durumda.Beni motive eden bir cümlem var ve bunu anlatmak istiyorum. En basit sekilde nasil anlatabilirim? Ne olursa olsun hikaye en basit sekilde, tepeden bakip görerek anlatilmali. Içine girildiginde detaylarda bogulmak çok kolay. Bazi seyler de saklanmali. Senaryoya koyduklarimiz kadar koymadiklarimiz da önemli. Bilmemek seyirciyi heyecanlandirir ve meraklandirir. Olasi seylerin söylenmesi de heyecani arttirir. Pilota annesinin 'Aman oglum bugün uçma kötü bir rüya gördüm' demesi gibi.Senaryo yazmaya nasil baslanir: Senaryo yazmak, sürekli senaryo yazilarak ögrenilir. Üzerinde defalarca çalisilan ve bir çok revizyonlardan geçen bir senaryo final haline ulasir. Senaryo yazarken ekonomik olmak çok önemlidir. Ne bir fazla ne bir eksik, bir yap-bozun parçalari gibi hersey tam olmalidir. Senaryo yazarken kural-kaide düsünülmeden önce hikaye yazilir. Gerektigini hissettigimiz herseyi yazariz. Düzenli bir sekilde çalisarak hergün bir saat ayrilarak bir sayfa senaryo yazilsa bu yilda yaklasik üç senaryo eder. Fikir almak, kisilere anlatip onlarin düsüncelerini ögrenmek yapilacak düzeltmelere yardimci olabilir. Yazarin en sevdigi kismi bile atabilmesi gerekir. Tekrar tekrar yazilarak senaryo son halini alir. Ustalik öncelikle birseyi ögrenmek, ögrenilenlerle zoru kolaylastirmak; kolayi her gün yaparak güzellestirmek olarak tanimlanabilir ki bu senaryo yazimi için de geçerli. Kurallara gelince, senaryoyu düzelten profesyoneller de bulunabilir. En son asamada onlardan yardim alinabilir. Senaryo yazmanin altin kurallari: yoldan ayrilma, ana temada kal, sahneleri uzatma, seyirciyi sikma.Senaryo kimin hikayesini anlatir: Film kaç kisi üzerine olursa olsun, episodik olanlar yani bölümlere ayrilarak farkli hikayeler anlatanlar haricinde, bir tek kisinin hikayesini anlatir. Nasil bir insanin hayati 'karakter' olabilir? Niye bizler hikaye olamiyoruz. Temel sebep kendimiz ortaya çikip 'ben sunu yasadim ben bunu yasadim' demek durumundayiz ve bunu yapmiyoruz. Yada hikaye olacak yasiyormuyuz gerçekte? Tekdüze bir hayatimiz mi var? Burada söylenmesi gereken TV'nin bizlere ne oldugumuzu, sinema ne olamadigimiz gösteriyor oldugu. Filmden zevk almamizin temel sebebi; yapamadikarimizi, olamadiklarimizi, kahramanin ayakkabilari içine girerek yasiyormus hissine kapilmamizdir. (James Bond gibi tür filmlerini biraz ayri tutmak gerekiyor)Filmimizde ana karakter, antigonist (yani kötü karakter), ana karakterin hikayesi, ana hikaye ile tamamen ayni paralelikte gidis gösteren 'sub story' bulunur. Ana tema dis çatismayi anlatirken, sub story karakterin duygusal yönünü ve iç çatismayi anlatir.Bu yan hikaye anlatilmazsa eksiklik hissedilebilir. Diyaloglar da buna göre beslenir.Anlatilan hikaye karakterin hikayesi olmaktan çikip seyircinin kendi hikayesi olmaya baslarsa yani seyirciler kendini ne kadar o role koyabilirse, senaryo da o kadar hedefe ulasmis demektir. Burada seyircinin bunu kabullenmeye hazir olarak sinemaya gelmesi avantajdir.Karakter seçilirken siradan olan, daha çok zorluk çekecek olan tercih edilir. Örnegin yüzügü daga götürüp atmak ve amansiz kötülüge son vermek görevi savasçiya degil ufak tefek, korkak ve evinden çikmak istemeyen birine verilir. Zaten sonuca ulasmak kolay olsa hikayede olmaz. Yüzügü alip götürüverse ve bir çirpida yanardaga atsa macera olmaz. Ayni zamanda bir çatisma yaratilir. Basrol kizi seviyor 'evlen benimle' diyor. Cevap 'evet' olursa bu bir hikaye degildir. 'Hayir', 'noolur evlen', 'kesin olmaz', 'ölüyorum senin için', 'iyi git o zaman kaf dagindan 3 elma getir' .Böylece macera baslamis olur. Macera anlatilirken hikayelerdeki iyi-kötü arasindaki mesafe ne kadar büyük olursa, film de o kadar heyecanli olur. Iyi ve kötü farkli amaçlarla da olsa ayni hedefe kosarlar (yüzük, ask, vb). Ayni zamanda pasif karakter ile hikaye anlatilmaz. Pasif karakter dramatik etkiyi kuvvetlendirdiginden ancak bazen etkili olurDünyanin en iyi oyunculari çocuklar, hayvanlar ve sokaktaki insanlardir. Sadece kendilerini oynarlar. 15 dakika sonra kamera ve isiklara olan çekingenliklerini kaybederler. Örnegin Kustarika, 'Çingeneler Zamani'nda gerçekten o hayati yasayan çingeneleri oynatti. 'Tanrikent' sokak çocuklarinin hayatini onlarin içinden çocuklarla son derece basarili bir sekilde anlatti. Burada yönetmenin gücü çok büyük. Oyuncu ise ancak baskasini oynayinca 'oyuncu' olur.Senaryo hikayeyi nasil anlatir: Sinemada temel amaç inandiricilik oldugundan, gerçekçi olma çabasi gereksizdir. Gerçekçilik televizyon için geçerli bir konu. Senaryolar duyulmamisi anlatmali ve inandirici bir atmosfer yaratmali. Seyirci de zaten sinemaya inanmaya hazir bir sekilde gelir.Film yaparken hep bir çatisma durumu vardir. Sessiz sahne arkasindan aksiyon, birbiri ardina gündüz-gece, hüzün-nese gibi. Film hep kontrastlarla anlatilir. Örnegin bir kiliseye girildiginde atmosferden dolayi kisilerin ruh durumu, tutumu degisir. Daha sessiz olunmaya çalisilir. Bir anda sokaktan gelen taskin bir grubun kliseyi basmasi ile atmosfer bir anda degisir. Ayni atmosferde ayni anda iki farkli durum olamaz. Baska bir örnek, ölüm haberi gelen bir dügünün bir anda nesesini kaybetmesi olarak verilebilir.Senaryonun anlatiminin temellerinden biri dramadir. Dramayi ele aldigimizda objektif drama yada subjektif drama kullanilabiliriz. Objektif dramayi, tanimasak bile insanlar için üzülmek yada endiselenmek olarak tanimlayabiliriz. Duvarda yürüyen bir bebek için tanimadigimiz halde düsecek mi diye korkariz. Subjektif dramada ise karakteri taniriz. Korkularini biliriz ve karakteri bu korkulacak durum içine koyarsak seyirce de korkar.Gerilimi yüksek tutmanin ve akilda kaliciligin daha kolay saglanmasi için ani bir soktansa, seyircinin bildigi ancak karakterin bilmedigi bir tehlike daha etkili olur. Bir anlik bomba patlamasi yerine bir masa altina bomba koyuldugunu göstermek ve karakterin bundan habersizce sandalyeye otururup bu masada yemek yemesi çok daha büyük ve etkili bir gerilim yaratir. Bu sekilde tansiyonun uzun süre yüksek tutulmasi saglanabilir.Tesadüfler ancak karakterin aleyhine islerse ve hedefler zorlasirsa seyirci inanir. Aksi taktirde hedefi kolaylastiran tesadüfler karakteri pasiflestirir ve filmdeki gerçekçilik duygusunu bozarSenaryoda görsellik nasil anlatilir: Bir senaryo ana fikirden yola çikar. Senaryo yazilirken önce bunun "snopsis"i sonra "threatment"i yazilir. Yani her sahnede neler olacagi önce sadece görsel olarak anlatilir. Diyaloglar hale hazirda yazilmamistir.. Sonrasinda resimlerin yetmedigi yerde senaryo yazarken diyaloglar sadece gerektiginde araya girer.

Film çikisinda hiçbir diyalog kolay kolay hatirda kalmaz. Görsel hafizanin daha kuvvetli olmasi sebebi ile sinemayi sinema yapan görselligidir. Karakteri yaptigi seyler tanimlar. Karakter aksiyonun içine atilinca bir reaksiyon gösterir ve böylece karakteri otrtaya çikar. Hisler hareketlerle daha belirgin bir sekilde ortaya koyulur. Örnegin "senden nefret ediyorum" demektense tokat atmak daha etkili olur ve akilda kalir.
Diyaloglar akildan geldigi gibi konusuluyormus havasi verilmelidir. Bir sair günlük hayatinda sürekli siirsel konusmaz.

Her insanin ve meslegin kendi konusma tarzi vardir. Bunlari yazmak için gerekirse o insanlarla vakit geçirme ve onlari konusturup dinlemek iyi olabilir. Ancak su unutulmamali ki, film görseldir, temel amaç aksiyonlarla hikaye anlatmaktir ve diyaloglar üzerine kurulmaz. Diyaloglar indirekt mesajlar, gelecek, geçmis hakkinda bilgiler verebilir. Diyaloglar TV çiktiktan sonra çikan bir seydir. Oyuncuyuda oyuncu yapan söyledikleri degil davranislaridir.Senaryo yazilirken baska kimsenin isine karismamak gerekir. Filmde her çalisan birsey katar. Örnegin kameramanlara nasil çekim yapilacagi söylenmez. Kameraman açilari, konsepti, isigi, ekipmanlari kullanarak görselligi arttirir.
Oyuncuya ögüt verilmez, dekora karisilmaz. Söyle denir "1930 Karaköy'de bir otel". Gerisi yönetmen, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, kameraman ve diger kisilerin halledecegim detaylardir. Mesela oda duvarinin renginin ne oldugu senaryoda bir detay ve önem tasiyan bir mesele ise verilir yoksa kimsenin isine karismaya gerek yok. Müzik, ses ve efektler de konuyu besler. Ancak senarist eger senaryosu için özel bir anlam ifade etmiyorsa yine kullanilacak müziklere de karismaz.Senaryo teknik bilgisine kimler sahip olmali enaryodan teknik anlamda film yapan herkes anlamalidir. Prodüktör senaryonun genel begeniye uygun olup olmadigini bilebilmeli ki ona göre yatirim yapsin ve oynadigi bu kumarda batmasin (bir sürü para yatiracak);yönetmen senaryoyu çekerken eksikleri olup olmadigini görebilmeli; oyuncu,kameraman, isikçi, sesçi herkes basarili bir film için senaryo nedir konusunda bilgili olmali. Hollywood'da binlerce senarist ajanslara bagli çalisiyor. Prodüktöre gelene kadar senaryolar bir çok kez okunur ve kontrol etmeye ve düzeltmeye yönelik çalisan profesyoneller tarafindan da incelenir. Anlasmaya göre film çekilirken senaryonun kelimesine bile dokunulmayabilir yada sadece fikir de satilmis olabilir. Bu durumda yönetmen ve yapimci bunu istedigi gibi yorumlar ve çeker.Film çekimi sirasinda Türkiye'de yönetmen mutlak güç. Amerika'da ise prodüktörler son sözü söyler.

Kendi kurguculari vardir ve yönetmeni kurguya sokmazlar. Yönetmenler piyasaya sürülen filmlerini ancak galada görürler. Bunun sebebi yönetmenlerin gelende filmi daha uzun tutma egilimleri ve en sevdikleri kisimlari kurguda çikartmalarinin kolay olmayisidir. Bununla birlikte bazi filmler "Director's cut" denilen yönetmenin kurgusu da daha sonra piyasa verilmekte. Yönetmenin isi kabaca takimini motive etmek, yönlendirmek, oyuncu seçmek(majorler bunun disinda tutulabilir, onlarsa star sistemi var) olarak tanimlanabilir.

Sekil Olarak Senaryo: Senaryoya format olarak baktigimizda ana iki tür görüyoruz;1-
Italyan formati:Sahne tanimlarinin (mekanin, iç/dis çekim, gece gündüz çekimi gibi bilgiler) senaryonun sag kisminda tanimlanirken, o sahnede geçen diyaloglar sag tarafta yer alir

.2- Amerikan formati:Sahne tanimlarinin sonrasinda, o sahnenin diyaloglari sayfanin ortasina gelecek sekilde yazilir.Herhangi bir resim yada yazi formatlama (koyu yazi, altiçizgili) kullanilmaz. 12 boyutunda 'Courier' font kullanilarak dümdüz yazilir. Senaryoda her sayfa 1 dakikayi ifade eder. Yani iki saatlik bir filmin senaryosu 120 sayfadir. Bundan sonraki örneklerde hep filmimizi 120 dakikalik, yani 120 sayfalik bir senaryo gibi düsünelim .Yapi Olarak Senaryo: Senaryolardaki konu yapilanmasinin temelleri aslinda zaman içince asilmis teknik bir sorundan geliyor. Eskiden sinemalarda yalnizca bir projeksiyon cihazi vardi. 2 saatlik bir film 8 bobinden olusuyordu vede gösterimler sirasinda, bobinler halindeki filmlerin fiziksel uzunlugu ile kisitlanan gösterimler mecburen 30 saniye ile bir dakika arasinda duraklamalarla, bobinlerin degistirilmeleri ile sürmek zorundaydi. Iste bu aralarda seyircinin filmden kopmamasi için herbirine sekans dedigimiz bu bölümlerin sonlarina bir soru ile girilmesi saglaniyordu. 'Simdi ne olacak?' Böylece seyirci 120 dakika mesgul edilirdi. Zaman içince projektörlerin sayisinin ikiye çikmasi ve ara vermeden gösterimin mümkün olmasina ragmen anlatim tarzi olarak benimsenen sekans mantigi sürdü.Bir senaryo üç bölümden (giris, gelisme ve sonuç) vede sekiz sekanstan olusmakta. "Giris" bölümü 30 dakika, 2 sekans; "Gelisme" bölümü 60 dakika, 4 sekans; "Sonuç" bölümü ise yine 30 dakika,2 sekans olarak görülür..Senaryolar hareket noktasi olarak temelde 'Karakterden yola çikan' ve 'Hikayeden yola çikan' olarak ikiye ayirabiliriz. Akis olarak ayni kaliplara uyan senaryolardan 'Karakterden Yola Çikan'lar üzerine devam edelim. Öncelikle senaryo karakterin zayifligi yada ihtiyaci üzerine kurulur. Bölüm ve sekanslar olarak ele alirsakGIRIS BÖLÜMÜ (30 dakika-2 sekans): Hikayede ne anlatacagini anlatir. Yaraticilik ister. Soru sorar. Motivasyonu gösterir. Burada karakter siradan insandir.1.Sekans - Karakterin durumu(Aura): Karakterin rutin hayatinda, siradan olarak neler yapar gösterilir. Seyirciye karakter tanitilir. Ne zaman yasadigi, kim oldugu verilir. Hatta karakterin herkesten sakladigi gizlerini seyirci ögrenirse bu paylasim seyirciyi kendini onun yerine koymasini kolaylastirir. Karakter kendine ait aurasi içinde, güvenli ve sicak bir ortamda hayatini yasayip gider. Bunun disina ancak bir zorlama olursa çikacaktir. Yarini göremedigimiz anda macera baslar. Karakter için çatisma yaratilir, etkenler huzuru bozmaya baslar. Iste karakterin güvenlik duydugu, sicaklik duydugu, mutlu yasadigi ortam bozulunca 'maceraya çagri' noktasina gelinir. Motivasyon gösterilir (Eksik parçayi tamamlamak, gurur meselesi yapmak, açlik, emniyet, ask, en zayif noktamiz olan sevgiliyi ve ailemizi korumak) Bu birinci sekansin sonu olur. (Simdi ne olacak?)2.Sekans - Motivasyon: Motivasyon gösterilerek problem tanimlanir. Karakter önce gitmemeye yada olay her ne ise yapmamaya çalisir. Problemler ve bunun sebepleri tanimlanir. Geri dönüsü olmayan noktaya gelip karar verir ve yola çikar. Burada seçenekleri çoktur ve bunlar arasindan bir seçim yapar. Karar vermesiyle hikaye baslarGELISME BÖLÜMÜ (60 dakika-4 sekans): Hikayeyi anlatir. Ustalik ister. Aktivasyonu gösterir. Seyirci burada umut ve korku hisseder. Karakter hedefine ulassin ister ama ya ulasamazsa kaygisini tasir.3. ve 4.Sekanslar - Engeller (Yükselen aksiyon): Bu iki sekansta engeller ve yükselen aksiyon sonucunca tepe noktasina ulasilir. Macera iyi gider. Engeller teker teker asilir ve sanki karakter hedefe ulasmis gibi gözükür. Sanki film bitecekmis gibidir. Kötü adam neredeyse yenilmistir. Karakterin seçenegi teke düser. Bu tepe noktasi filmin yarisi vede 4.sekansin sonudur.5. ve 6. Sekanslar - Düsüs: Karakterin iç-dis çatismalari ve eksik bir tarafi vardir. Mutlu oldugunu saniriz ama degildir. Bu eksik taraf ortaya çikar. Elde ettigi basaridan hoslanmaz ve ve kendi iç çatismalarini da çözmelidir.Hersey terse döner. Dibe vurur ve hedefinden en uzak noktada 6. sekans biter.SONUÇ BÖLÜMÜ (30 dakika-2 sekans): Hikayeyi neden anlattigini anlatir. Felsefe ister. Hedefi gösterir.7. ve 8.Sekanslar - Hedefe kesin ulasma ve Mutlu son: Bu iki sekansta karakter gelisme bölümünde kazandigi tecrübe ile en son ve çok daha güçlü bir sekilde son savasa girer ve kazanir. Iç problemlerini çözer. Önyargilarini yener. Karakterin yola çikarkenki hedefi de degismis olabilir.Karakter film içerisinde degisime ugrar ve olaganüstü durum içerisinde kendini bulur ve film mutlu sonla biter.Birkaç not:· Filmde ana karakter degisim göstermektedir. Hikayenin basindaki karakter gelismis, ögrenmis ve felsefik bir degisime ugramistir. Bu degisimi seyirciye göstermede kullanilabilen tekniklerden biri "planting-pay off"dur. Bu yöntem ile ayni kelime, hikaye yada objeyi film içerisinde örnegin üç kere göstererek (basinda ortasinda sonunda gibi) bunun farkli sey ifade ettigi seyirci tarafindan algilanir. "My life as a dog" filminde tahta degneklerle takla atan çocugun ilk görünmesinin komik, ikinci görünmesinin girtlak dügümleyici, son görünmesinde içe aglatan olmasi gibi.· Hikayeye dayali senaryolarda karakter çok degisim göstermez. Öncelik aksiyondadir.· Filmin tamaminin oldugu gibi, her sekansin, her sahnenin, her diyalogun da bir giris-gelisme-sonuç bölümü vardir. Her sahne karakterimizin sahnesi degildir. Her sahnenin bir karakteri vardir.· Iyi senaryo yazana biri iyi bir edebiyatçi olmayabilir. Senaryo yazmak tamamen farkli bir daldir ve edebi bir dil kullanan senaryonun gerçekçiligi azalir.· Biyografi çekmek zordur. Iyi bir filmde biyografisi çekilen kisinin karakter olmasi için zayif yanlarinin da gösterilmesi gerekir. Aksi taktirde ancak reklam yapilmis olur.· Belgesel filmler arayip bulur. Senaryoya dayali filmler ise yaratir. tesadüf yoktur ve her detay en ince ayrintisina kadar tasarlanir· Tür filmleri olarak sayabilecegimiz korku, macera, bilim kurgu ve komedi filmlerinin kendine has kurallari vardir. Bu kurallara uyulmazsa o türün seyircisi tarafindan film dislanir. Burada söz ettigimiz senaryo kurallarini barindirmazlar.· Çekilen senaryolar degerini kaybeder. Deger artik metamorfoza ugrayarak filme geçer. Internettte tüm çekilmis film ve dizilerin senaryolarini bedavaya bulmak mümkün. "Temel Içgüdü" filminin rekor 3 Milyon $'lik senaryosunu bile.· Basarinin bir manifestosu yok. Seyirciyi tanimak imkansiz. Yöntemlerle ve senaryo kurallari ile sadece riziko azaltilir. Çogunlugun begenisine bakilmaktadir. Burada önemli olan tüm dünyayi etkileyen hikayeler anlatmak. Anlatilan hikaye ile dinlenilen çok farkli olabilir.· Alisilmamisi alisilmisin içinde aramak ve bulmak gerekiyor. Aslinda herkesin bir hikayesi var.· Hikaye kalpten anlatilmali, kurguyu ise beyinle yapilmali. Ilginç karakter, ilginç hikaye, ilginç kurgu!· ALTIN KURAL! Bilmedigin seyi yapma! Senaryoda gerekli olan kisilerin dünyalarinin içine girerek ve de onlari yasayarak gerçekleri ögrenmek mümkün. Aksi taktirde turist filmlerin çikmasi kaçinilmaz bir durum

alper selenden alıntıdır

27 Ağustos 2007 Pazartesi

11-hayatta öğrendiğin en önemli ders nedir

yaşadıklarından ders çıkaran biri olarak çok şey öğrendim ve bunun sonu olmadığını her gelen günün bir diyerinden daha nasihat dolu olduğunu da görüyorum.

öğrendikleri m bana çok şey kattı ,bazı dersler acı bazıları ise yaşamsal anlamda önemli bazılarıda ne gereyi vardı luzumsuz olan derslerde oldu ama en önemli ders

yalan söyleme-kendine bile
kimseye güvenme-kendine bile
yarın olmayacakmışçasına yaşa-zor olsa bile
kendinle savaşmak çok anlamsız bir bir mücadele-keza başkaları ile de öyle
dost diye bir şey yoktur
annen baban bile gün gelir yedi kat el olur
sırrın varsa asla birisi ile paylaşma-sırr olarak kalmasını istiyorsan eyer
okumak gerçekten insana birsürü şey katıyor-
yaşamı sorgulamak boşuna doğarken sorulmadığı gibi ölürkende sorulmayacağı kesin gibi
hayatta herzaman ama lar- keşkeler-başlangıçlar ve sonlar var önemli olan sadece kendini yaşamın bütün dalgalarına -gelgitlerine ve fırtınalarına hazır hissetmek her durumun su gibi akışkan ve gelip geçici olduğunu anımsamak ve dert etmemek
az konuşmak- çok dinlemek
az yemek-çok yürümek
mutluluğun her anında doyasıya keyiflenmek


işte bunlar .
herzamanki gibi tabiki daha yazılacak çok satır var aklımda ama durmasını bilmek te gerekir bazen durmayı hiç istemesekte

23 Ağustos 2007 Perşembe

Ankara / TürkiyeToplam İleti: 317
TAVSİYLER
09.05.2005 11:58:56
TAVSİYELERDuygu, bir öykünün ya da bir şiirin belli bir bölümü duygudur.Sıradan okur duygu arar metinde.İyi olur duygu da arar ama diğer yönlere de bakar.Mesela roman. Bunun düşüncesine bakar…Duygu bir tuğlası binanı…Üslup ise harcı…Duygulu metinleri sever okur. Onu al duygulandır. Ağlat. Üz.Çok satan çoğu yazar duygucudur.Kurgu da bir metnin bir parçasıdır.Mükemmel kurgu gereksizdir.Çoğu zaman mükemmel kurguyu aradım.Boşuna.Öyle yazayım ki, zekam büyülesin.Hiç tavsiye etmem böyle yapmanızı.Kurguyu ihmal edin hatta.Dil’e ağırlık verin.Nasıl anlattığınıza.Öyle müthiş cümleler de kurmanıza gerek yok.İfadeleri sağlam olmalı. Net olmalı.Berrak olmalı metin.Öyle çok ilginç bir konu da bulmanıza gerek yok.Çok basit bir mesele.Ama yazmaya başlamadan hedef kitlenizi belirleyin.Gençler mi, orta yaşlı kadınlar mı, kimler…………..Her şeyi seçerek yazın.Klasikleri okuyun.Öyle yazın.Bu işi, romanı, öyküyü öyle yazın, muhteşemsiniz.Basitliği yerleştirin metinlerinize.Süs püs yapmayın.Geçeğimsi yazın.Gerçekte olmuş gibi.Argodan uzak durun.Argo hiç kullanmayın.Seçkinci edebiyatçılar gibi yazın.Her şeyi birden vermeyin.Duygulanarak yazmayın.Hissettirin.Fotoğraf gibi yazın.Tıkır tıkır yazın.Örnek alın.Okuyun.Başkalarının fikirlerini sorun.Mucize verecekmiş gibi götürün romanı…Sonunda okura hiç verseniz de, size kızmaz.İmgeleri sınırlı kullanın. Her şeyi ölçülü kullanın. Dil’in oyunlarını bilin.Mükemmel yazmaya çalışmayın.Kasmayın kendinizi.Metin yol alır………..Kurguyu daima geciktirin.En son söyleyeceğinizi en başta söylemeyin.Kurguyu en doğru yerde patlatın……….İSA.
İsa Kantarcı Ankara / TürkiyeToplam İleti: 317
FORMÜL/TAVSİYE
10.05.2005 02:24:47
Kuralına göre yazmıyorum dediniz de…Benim dediklerim nedir?Bir formül/tavsiyedirBu formül, bir çok sıkı edebiyatçının görüşüdür.En çok söylenendir.En istenendir.Romancıların, öykücülerin…onlarca söyleşisini okudum. Birçok kitap okudum…Kurgu, bir romanı okutan şey, gerginlik.Misal, bir romanda kadınla adamın aşkını anlatıyorsunuz. Ama arada bir üçüncü şahıs var. Bu adam kadını seviyor..Bu aşık çiftin kabusu oluyor bu adam diyelim.İŞTE KURGU BU.Okur, her sayfada bir şey öğrenir, merak eder, sonunda bu aşık çift ne olacak?Hayal gücü ile kurgu aynı şey değildir..Peki sonunda ne olacak,Siz okuru alıp dolaştırırsınız her sayfada, tıpkı seyahat ettirmek gibi.Duraklar olur.Otobüs yani roman gider.Romana yeni kişiler biner yeni kişiler çıkar otobüsten.Yani son önemli değil.Önemli olan nasıl anlattığınız.Okuru o gezinti sırasında mutlu edebilmeniz.Sadece duygu değil, böyle yazmak farkındalığı zedeler, görüş daralır, ama duygusuz da yazılmaz ki,Yani kabak tadı vermesin yazdığınız,Yani her şeye eşit bakın…Sadece düşünceyi de öne çıkarmak mı, o zaman düşünce romanı yazarsınız,Sadece duygu romanı yazmak isterseniz, okuru duygulandırın.Ben tavsiye ediyorum.Uygun gördüklerinizi alın.Sevgiler.
Çimen İstanbul / TürkiyeToplam İleti: 8
Duygu Hanım'a
07.07.2005 00:03:32
Roman konuları için söylenen bir söz vardır. "Bütün roman konuları yazılmıştır." Siz kendi kurgunuzu yazarsınız. Bir roman yazan kişinin düşüncelerini, hayallerini okura anlattığı araçtır. Neyi, ne kadar anlatacağı yazan kişiye kalmıştır. Eğer anlatacak bir hikayeniz varsa yazın. Birkaç arkadaşınızla bulunduğunuz bir ortamı düşünün. Eğer o grupta bulunan kişilerin her biri o dakikaları yazacak olsa, yaşadığınız olay aynı bile olsa, her biriniz farklı bir anlatım kullanırdınız, hatta farklı kurgulardınız. Önemli olan sizin yaşadıklarınızdan geride kalan tortu ve bu tortuyu ne şekilde aktaracağınızdır.Kurgu sadece olayların değil, kişilerin, kişilerin olaylara yaklaşımlarının, birbirleriyle, aynı zamanda kendileriyle etkileşimlerinin ve olayın geçtiği ortamın ve zamanın bütünüdür. Algıladığım kadarıyla sizin kurgu kavramına olan yaklaşımınızı biraz daha geniş tutmanız halinde sorduğunuz soru kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Unutmayın, her yazanın kendi kurgusu vardır ve her olayın da anlatabilecek en az iki kurgusu...Yazım hayatınızın keyifli geçmesi dileğiyle...



TürkiyeToplam İleti: 317
GENÇ DUYGU'YA,
06.07.2005 07:25:53
ORJİNAL OLMASIN, ÖNEMLİ OLAN ANLATIM TARZIN, AKICI, YORMADAN ANLATMAN, DİLİ GÜZEL KULLANMAN,KURGUNUN GÜZELLİĞİ…TİPİK, YANİ EN SIK RASLANILAN KONLAR SEÇMEN AVANTAJ, YABANCILIK ÇEKMEZLER, BUNUN SATIŞI DA KOLAY OLUR,BEN BELLİ BİR KİTLEYİ HEDEF SEÇEREK YAZARIM, YAYINEVLERİ DE ORJİNAL KONULARI OLAN ESERLER ARAMAZ, İYİ ESERLER ARAR, EN BASİT, EN SIRADAN ŞEYLERDEN YOLA ÇIKIN DERİM,MURATHAN MUNGAN, EN İYİSİNİ YAPACAĞIM DİYE YOLA ÇIKMAMIŞ. ZORLAMAMIŞ KENDİNİ, BİR DENEMESİNDE OKUDUM, KASMAYIN KENDİNİZ, ZORLAMAYIN,
İstanbul / TürkiyeToplam İleti: 3
bir istifa ve bir roman
13.09.2005 08:08:26
Merhabalar,Türkiye'nin tanınmış bir üniversitesinden elektrik mühendisi olarak mezun olan,sonrasında yüksek lisans ve askerliğini yapıp büyük bir firmada işe giren biriyim ben....işee girdim girmesine ama en fazla 4 ay dayanabildim. Bu ayın 15'inde istifamı vermiş ve işsizler ordusuna katılmış olacağım..."İyi de bize ne senin işinden, istifandan ve sonucundaki işsizliğinden?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. İşte size cevabım ve yazımın bu forumla olan ilgisi: " Yazar olmak için istifa ettim ." Çünkü kafam rahat olmadan yazamayan birisiyim. Ne kadar denedimse olmadı. Haftasonu yazdığım yazılara, iş hayatı yüzünden haftanın beş günü ara vermek bana göre değildi. KEndini yazar olarak hissetmeden yazamayan belki de türünün tek örneğiyim..Aldığım bu karar aslında büyük bir riski barındırıyor. Çünkü full-time iş yapamam artık. Belki karnımı doyuracak kadar kazancım da olmayacak bilmiyorum.. Yıllar boyu tuttuğum notlar, yazı fikirlerim, senaryo öykülerim, bilim kurgu öykülerim, ve bir türlü tutturamadığım aşk hayatım :) beni yalnızlığa ve yepyeni bir dünya kurma arayışına itti. Bu dünya, sınırsız özgürlüklerin olduğu, hayal gücü dünyasıydı ve bu dünyaya giden yol "Yazarlık" yoluydu. Hayatımın anlatmaya değecek kadar güzel geçmediğine inandığım için romanım herşeyin tamamen kurgusal olduğu fantastik, bilim kurgu türünde olmasına karar verdim. Şu anki yazımdan da anlamışsınızdır ki bir mühendis olarak epey kitap okusam da hafızam kuvvetli olmadığı için ve de çok edebi eser okumadığım için kelime haznem çok geniş değildir. İfadelerim de çok kuvvetli değldir. ( yaza yaza gelişecektir inanıyorumki) Buna karşın, yazarlıkta bana avantaj sağlayacak bir "araştırmacı " kimliğim var..Romandaki her karakter için derin araştırmalar yapacağım belki bir karakter için 10 kitap okuyacağım..Romanda yer vereceğim her detay için internetten, kitaplardan ,dergilerden, fotoğraflardan, notlarımdan yararlanacağım. Yeni kelimeler, teknikler öğreneceğim. Hayal gücümü bilgimle donatacağım. Yazacağım bu ilk roman belki edebi bir eser değil ama okuyucunun hayatını renklendirecek, anlamlandıracak bir eser olacağına inanıyorum. saygılarımlaMurat GüzelDüş sevdalısı yazar adayı
( Bu anlamda, bugün, üniversitedeki tez hocama da “Araştırma görevlisi olmak istiyorum diye bir mail yazdım. Sanırım yazılarıma en çok vakit ayırabileceğim ve kendimi yazar gibi hissedebileceğim yer orası. Ne de olsa yeni fikirlerin üretildiği, araştırmaların yapıldığı bir kurum ) Yazarlıkta başarıyı, renksiz bir hayatı geride bıraktıktan sonra da kazanmak istemiyorum. Yazarlık, hayal gücüme ve bana cesaret vermeli, hayatımı da renklendirmeli. Yazar olarak tanınmak değil kendimi "yazar" olarak görmek, bilmek istiyorum. Düşüncelerimin, hayallerimin, duygularımın odaklandığı bir “merkez” olsun istiyorum hayatımda. Okurları etkilemek için değil yaratıcılığımın bir “kalitesi” olduğunu ispatlamak için yazma hedefindeyim. Bu bir kimlik arayışıdır. Tüm arayışlardaki kararsızlığa son verme isteğidir. “Ben buyum!” diyebilmektir. Çünkü yazarlık tüm kopuk düşünceleri bir araya getirebilir, tüm duygulara sahip çıkabilir. Yaşanılmış herşeye bir anlam kazandırabilir. Sözün özü : Bence hayatımın tek bir hatası var . O da dünyaya gelmiş olmak. Bunun haricinde madem dünyaya geldim yapabileceğimin, yapmak istediğimin en iyisi işin savaş vermeliyim. Bu arada forumdaki yazılarından epey yararlandım teşekkür ederim.
Yel İçel(Mersin) / TürkiyeToplam İleti: 159
soruya ilgi
13.10.2005 14:01:23
Bu alıntının 05.10.2005 10:33:29 tarihinde düşge su tarafından yazılan "soru-" başlıklı iletiden alındı.
merhaba,benim bir sorum var hikaye roman yazan, bu yolda uğraşan herkese.bir kaç gündür düşündüğüm bir şey vardı: ama dün gece bir kez daha emin oldum. benim roman kahramanlarım beni dinlemiyor. ben yazıya bir yol ile çıkıyorum. sonra onlar başına buyruk mevsimleri değiştirip, benim tahmin etmediğim replikler de dolaşıyorlar. kendi içlerinde bir bütünleri var ama yine de bu bana biraz tuhaf geldi.*allah aşkına biri söylesin, sizin kahramanlarınız da yapıyor değil mi bunu? yoksa benimkilerde mi var bir tuhaflık! Merhaba Düşge,sizin sorunuzu anladığımı varsayarak, fakat kendimi yine de "bu yolda uğraşan" biri olarak görmeden, kısaca şu (yine tuhaf) izlenimimi dile getirmek istiyorum:Okuduğum romanların kahramanları, bana kimi zaman, roman dışında, yani "bizim görsel dünyamızdaki" kahramanlar kadar inatçı, bencil ve "kendine buyruk" gelir. Hatta, dışarıdaki kimlikler nasıl ki bölünmez birer bütün (in-dividuum = birey) ise, içeridekiler de büsbütün, tek, parçalanamaz, koku, ten, en dibi görülmezdir nasıl oluyorsa, -biz bunları konuşurken, acaba Don Kişot -yani şu an- ne gibi garabet içinde nerede neyi düşlüyor gibi bir içten soru sorasım var sanki...bu durumda: yazar ne yapsın ki zavallı, kahramanın peşi sıra tıpkı Sancho Pansa yolun nereye gittiğinden habersiz sürüklenir durur eşeğin üzerinde...garip, sahiden garip bir durum, ama kanımca, bunda bir yasallık var, bizim "kolaylaştırıcı ve düzleştirici" aklımızın pek alamadığı...şimdilik bu telaşlı ve gelişi güzel izlenimle selamlıyorum sizisuyel
Bu alıntının 17.10.2005 04:15:07 tarihinde İsa Kantarcı tarafından yazılan "SAÇMA İNSAN" başlıklı iletiden alındı.
orhan pamuk'un söyleşisini izledim.çocuk olsam beni ikna derdi ama ben çocuk değilim.neymiş, otuz bin şehit öldürülmüşse, karşıdan otuz bin kişi ölmüş.teröristler de mi şehit yani?bu ne saçma bir insan.orhan pamuk düşüşte. onu okuyacak adam bulamayacak bir süre sonra bu ülkede.zaten kendi de diyor, kitaplarım 33 dile çevrildi.demek istiyor ki, bu ülkede kimse okumasa da olur beni. dünyayı fethettim.idealist saçma bir insan orhan pamuk.oysa o daha ünlü olmadan onun bir kitabını almıştım, hayran olmuştum kitaba.şimdi sıfır gözümle, bir yazar nasıl saçma sapan konuşabiliyor? acaba o ağızla kaç kişiyi ikna eder burda?geçelim bunu....roman konusunda birkaç şey diyecektim...nerdeyse bütün ülke şiir yazıyor...öykü yazıyor...ikisi de kısalıktan alıyor gücünü çünkü...peki roman? kaç kişi roman yazıyor?uzun olduğu için ve büyük işçilik gerektirdiği için, bu işle ilgilenenlerin sayısı çok az,çok çok az.maddi olarak böyle bir yere gelmek de ömür alacağı için, insanlar başka işler yapıyorlar, bu işle gönülden ilgilenenler, işleriyle roman sevdalarını birlikte götürüyorlar.bu işle geçinenler ise, tanınmış olanlar, sağda solda köşeleri var,düşünün ki, ülkede dizi bolluğu var, senarist bolluğu,bir diğer alanda da bu açlık var elbette, bunca yayınevi ne basacak?tabiki iyi yazarlara ihtiyaçları var, kendini yetiştirmiş yazarlara.ilerki yıllarda, işte bu büyüme, yeni yazarlar gerektirecek.ben derim ki, bu bir meslek, bu işten para da kazanılıyor, çokları diyor kitap okunmuyor vs.... onlar yalan elbette....birçok yayınevi kuruluyor, bunlar bu işe para yatırıyor....işte en zoru, bu alanda kendini yetiştirmiş yazar bulmak, işte buna ömür harcayanlar, gayret edenler, kesinlikle yükselecek, bir büyük yayınevine girmek zor değildir, sıkı çalışanlar elbbette, para da kazanırlar, çünkü kitaplar satılıyor, yenileri basılıyor, o ünlü yazarlar bile, birden bir yere gelmiyorlar, işin içinde büyük bir emek var, elbette çevreden yardım da alıyorlar, ama emeksiz olmuyor,çilesini çekiyorlar, çekilir, benim bu yazma serüveninden çıkardığım en büyük ders: asla iyi olduğunu savunma, asla başardığını düşünme, yeni şeyler öğren...bu düşünce bana inanılmaz yol aldırdı. bunu tavsiye ederim. yazarlık, uzun vadeli bir iş, on sene yatırım yaparsınız, on beş sene sonra meyve toplarsınız, sabır, en büyük güçtür.İlk kitabım: KARMA, öykü şiir kitabıdır...benden alabilirsiniz....ya da gündüz yayınevinden..beş ytl.110 sayfa....

roman nasıl yazılır"a ve "iyi roman nedir

M. Doğan Sakarya / TürkiyeToplam İleti: 61
İlk romanlarını yazanlar duyrulur!
Romanının tutup tutmayacağı tartışılıyor burada. Ben konuyu biraz saptırarak, "roman nasıl yazılır"a ve "iyi roman nedir"e getirmek istiyorum. Lakin güzel bir romanın, satsa da satmasa da, değeri ortadadır. Bence hakiki romancıların kafa yormaları gereken konu budur. Aklımda daha birçok soru ve görüş alışverişinde bulunma ihtiyacı duyduğum konu var... Bu konularla ilgilenenler çıkarsa, burada tüm roman yazarlarını kendine mıknatıs gibi çekecek, her tür deneyimin ve birikimin paylaşıldığı, güzel bir tartışma ortamı yaratabileceğimize inanıyorum. Roman yazarlığı teknik ve disiplin zorunluluğu açısından diğer tüm türlerden farklı bir yerde durur. Önce disiplin kısmına değineyim. Küçümsemek gibi bir gayem yok; lakin bir şiir, bir oturuşta yazılıp bitirilebilir. Ortaya bir şaheser çıkabilir, ama çoğu kez milyonlarca gündelik şiirden oluşan bir şiir deryasında yitip gidir... Bir romanın ise bitirilmesi bile başlı başına bir başarıdır. Bir öykü, biraz daha uzun vadeli çalışmayı gerektirse bile, aynı şekilde uzun soluklu bir macera olmaz çoğu kez. Çehov gibi büyük öykücüler, öykücülüğü "yeniden yarattıkları" için büyüktürler. Yani öykücülük sanatına, "hadi şunun öyküsünü yazayım" demeyip, "öykücülük nedir?" sorusuna kafa yordukları için.Roman yazarlığı bunların ikisinden de ayrılır. En temelden başlamak gerekirse düzenli çalışmayı gerektirir. Bir romanın çalışmasının sürdüğü bir ya da birkaç yıl boyunca en ufak bir kafa dağınıklığına izin vermez. Vapurda, otobüste, trende, hatta tuvalette ya da yemek pişirirken bile... her yerde yazar romanıyla yaşar. Çoğunlukla yazarlar yazdıkları romanlardan geçim sağlayamadıkları için çalışmalar gece geç saatlerde ya da sabahın erken saatlerinde olur. Bu çetin bir hayat düzenidir, ve gündüz vakitlerinin "romansız" geçmesi anlamına gelmez. Gündüz, gece ya da sabah yazılacaklar kafada, bilinçaltında toparlanır, vakit bulunabilirse araştırmalar yapılır. Ben yaklaşık bir yıldır sabah saat altıda uyanıyor, saat dokuzda işe gidene kadar (neyse ki işim geç başlıyor) bilgisayar başında oturuyorum. Her gün üç saat ayrılarak bir romanın aşağı yukarı bir yıl içinde tamamlanabileceğini düşünüyorum. İkincisi teknik... Roman, teknik bilgiler olmadan yazılamaz. Şiir "ilham" denen muğlak ve mistik güce dayanır (elbette güzel bir Türkçe bilgisine de), öykücülük deneyimleri gözlemlemeye bakar çoğu kez. Roman ise her ikisine en az diğerleri kadar ihtiyaç duymakla birlikte üçüncü ve en ufak bir muğlak tarafı olmayan bilimsel bir başka güce dayanır. Romancılık kurgu işidir. Kurgu da okura "keyfi" görünse de, asla olamaz. En başından rasyonel olmalıdır, tutarlı olmalıdır. Kurgu ilhamla gelmez, keşfedilmez, olsa olsa öğrenilir. Bunun için başka romanların incelenmesi, bu konuda gerekirse kitapların okunması gerekir. En önemlisi de bir roman yazmaya başlamadan önce ince ince tasarlanması gerekir. Sayısız roman yazmış olmama rağmen, hâlâ kurgu denen ögeye yeterince hakim olmadığımı rahatça söyleyebilirim ve bu yüzden yazdığım hiçbir şeyden memnun kalamadım bugüne kadar. Yaratıcı yazarlık kursları mevcut. Ama ben iyi bir romancının illa "iyi bir roman eğitmeni" olabileceğini düşünmüyorum. Ne yazık ki iş, çok büyük ölçüde tekniğe dayansa da, öğrenilecek herşeyi yazar adayı kendi başına öğrenmelidir. Birkaç yüz yılı geçmeyen "romancılık" paha biçilmez bir mirasa sahiptir. Cervantes, Faulkner, Thomas Mann, Dostoyevski, Tolstoy, Steinbeck, Graham Green... İyi bir roman yazarı, iyi bir yazar olduğundan çok, iyi bir okur olmak zorundadır.Bunun bir tartışma ortamı olmasını diliyorum. İlk romanlarını yazan arkadaşlar, deneyimlerinizi lütfen paylaşın. "Nasıl ünlü olurum?" sorusundan uzak duralım, roman yazmak bir sanattır, önce bu sanatı başaralım, sonra pazarlama ve pazarlanma tekniklerini de konuşuruz. Saygılarımla,M. DoğanNOT: Bu tartışmanın yürüyebilmesini içtenlikle diliyorum. Ama sanırım bazı kuralları önden koymamızda yarar var. - Herkes birbirini duyarak yazsın yazacağını. - Birileri bir soru sorduysa, öncelik o soruyu yanıtlamada olsun.- Teknik konusunun altını çiziyorum. Romancılığın çok önemli bir boyutu teknikustalığı gerektiriyor çünkü. Tıpkı bir müzisyenin notaları bilmesi ve aletleri tanıması gibi. O yüzden burada "edebiyat yapmayalım", roman sanatını soğukkanlılıkla ve akıllıca tartışalım.- Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp. Hepimiz birbirimize yardımcı olabiliriz
Senaryo Yazımı Üzerine Notlar Erdal BABÜR - edlbbr
Dışımızdaki bir kaynak tarafından oluşturulmuş bir iletişim mesajını yorumlarken, ya da bir iletişim mesajı oluştururken cevaplanması gereken temel sorular vardır. Bu soruların araştırılması ve cevaplanması
İLETİŞİM MESAJLARINI YORUMLAMA YOLLARI Dışımızdaki bir kaynak tarafından oluşturulmuş bir iletişim mesajını yorumlarken, ya da bir iletişim mesajı oluştururken cevaplanması gereken temel sorular vardır. Bu soruların araştırılması ve cevaplanması “beğendim-beğenmedim”, “olmuş-olmamış” gibi yuvarlak ve teorik olarak bir anlam taşımayan yargılardan farklı olarak sağlıklı yargılara varmanın en önemli yollarından biridir. Bir hikaye, makale ya da herhangi başka bir iletişim mesajını üretirken yazarın, (üreticinin) bu soruları net olarak cevaplayabilmesi gereklidir. Ayakları yere basan bir iletinin oluşmasında büyük katkı sağlayacak, cevapları araştırılması gereken temel sorular şunlardır: 1- Amaç. Seçtiğimiz iletişim mesajının amacı nedir? İletişim kaynağı niye bu mesajı üretiyor? 2- Üslup. 3- Muhteva 4- Hedef Kitle 5- Zaman. (zamanlama) 6- Maliyet 7- Bütün içindeki yer. SENARYO Senaryo, çoğunlukla film formatındaki dramatik yapımlar için kullanılır. Bu dramatik yapılar kökenlerini Yunan Tragedyalarından alır. Bu sanatın bu haliyle temelinde “mimesis” vardır. Batıya özgü bir sanat olduğunu söylemek yanlış olmaz. Genel olarak bu dramalar: i- A noktasındaki karakterler ile başlar ii- Karakterlerin önünde engeller oluşur iii- Bilinçlenme noktasına ulaşılır. Bu bilinçlenme aksiyon hakkında, dünya hakkında ya da kendi hakkında bir bilinçlenmedir. iv- Doruk noktası. Karakterler ve engeller arasındaki çatışma en yüksek noktasındadır. Doruk noktasını ilginç yapan şey Bilinçlenme noktasının karmaşıklığı ve altmetindir. v- Çözülme vi- Sonuç. B noktası. Artık karakterler ve dünya bir başka durumdadır. ALTMETİN NEDİR?: Altmetin karakterlerin ya da olaylarda görünenlerin kendilerinden ziyade ifade ettikleri anlamdır. Örnek: Bir lokantada bir masada oturan iki kişi düşünelim. Seyirci bu kişilerden birinin diğerini yemek sırasında öldüreceğini, cebinde bir silah gizlediğini biliyorsa, yedikleri yemek, bu iki kişinin aralarında yaptığı konuşmalar, garson, hep “üstmetin”de mevcut olmasına rağmen önemini yitirir. Altmetin, yani cinayet, üstmetnin önüne geçer. Önemli olan altmetindir. SENARYONUN GENEL YAPITAŞLARI A- Aksiyon. Senaryo “aksiyon” üzerine kurulur. Aksiyon, “hareket” anlamında kullanılmaktadır. Bir sinema salonunda geniş açı, genel bir manzara görüntüsü gösterildiğini hayal edin. Bu manzaranın çok küçük bir bölümünde bir adamın yürüdüğünü düşünün. İstisnasız sinema salonundaki her seyirci yürümekte olan adamı izleyecektir. Drama yunanca “yapmak, etmek” anlamındadır. (to do – to act). Dolayısıyla bir senaryo fikirlerden ve ideallerden oluşamaz. Karakterlere ve onların aksiyonlarına muhtaçtır. Kitabın fonksiyonunu ve insan ile arasındaki özel durumu senaryoya yüklemek hata olur. Daha geçici olduğu kabul edilmelidir. Ancak insan duygularını harekete geçirmekte ve bilinç düzeyinde olmayan etkileşimlerde seyirci üzerinde daha etkilidir. Bir senaryo bir güçlü tema üzerine kurulmalıdır. Bir tek senaryo ile bütün bir dünya görüşünü, bütün yönleriyle anlatmak mümkün değildir. İçinde fırtınalar kopan bir karakteri bir dramada nasıl anlatabilirsiniz? Kitapta sayfalarca tasvir yapma şansına sahipsiniz. Tv de sinemada ya da tiyatroda bu durum nasıl anlatılabilir? Fikirlerin, ideallerin ve bunalımların aksiyonlar haline getirilmesi gerekmektedir. Senaryo, fikirleri ve kişileri, olaylar aracılığıyla anlatma sanatıdır. B- A’dan B’ye ilerleme. Genel tanımları gereği: Komedide karakterler ilk konumlarını korumaya çalışırlar. Trajedide ise karakterler bir yerden bir başka noktaya gitmeye çalışırlar. Örnek: Top Gun filminde Tom Cruise’un canlandırdığı Maverick karakteri filmin başında serseri ruhlu, tam büyümemiş bir erkek çocuk kişiliğinde iken filmin sonunda rakibi Iceman gibi o da olgun bir erkek haline gelir. Bu, karakterin A dan B ye yaptığı yolculuktur. ÖZDEŞLEŞME: Seyirci kendisini karakterlerden biri ya da birkaçı ile özdeşleştirir. Kendisini karakterin yerine koyar. Bu klasik daramalar için geçerlidir. Bazı modern tiyatro yazarları ve film yapımcıları seyircinin özdeşleşmesinin dışına çıkmak istiyorlar. Alternatif drama arayışları modern drama sanatı olarak bir koldan ilerlemektedir. C- Gerilim. Senaryo mutlaka gerilim ihtiva etmelidir. Bu gerilim illa ki polisiye gerilim anlamında değildir. Örneğin yeni atandığı okulunda başarılı olup olamayacağı bilinmeyen genç bir öğretmenin durumu kendine has bir gerilimi barındırır. Unutmamak gerekir ki gerilim ve merak birbiriyle kardeş derecesinde yakındır. Gerilim, seyirciye “ne olacak” sorusunu sordurur. Bu da “izlenir” olmak demektir. Fiziksel, duygusal ya da ruhsal gerilimler mutlaka araştırmalı ve senaryo yazımı sırasında faydalanmalıdır. Üç türlü gerilim vardır: Görülen, sezilen, oynanan. Karakter ile seyirci arasında oluşabilecek dört muhtemel durum: i- karakter olay örgüsünü seyirciden daha iyi bilir. ii- seyirci olay örgüsünü karakterden daha iyi bilir. iii- karakter de seyirci de olay örgüsünü bilmez. iv- karakter de seyirci de olay örgüsünü bilir. İyi bir dramatik senaryo genel olarak i ve ii seçeneklerinde gerçekleşir. D- Çatışma. Karakterin iç dünyası ile karşısına çıkabilecek şeyler arasındaki çatışmanın ortaya konmasıdır. Çatışma aslında insanın varlığı ile benliği ve evren arasında ortaya çıkan genel durumdur. İnsanın istekleri vardır. Ama evren (yani karakter dışındaki herşey) buna engel olmaktadır. Bir karakterin başına bir olay gelecekse, önce o olaya en uzak durum yaşatılır ki psikolojik etki en düzeye çıksın. Yani çatışma oluşturulur. Örnek: Bir polis, ailesiyle beraber kötü adamlar tarafından salıdırıya uğrayacaksa, karısı ve çocuklarından biri ya da birkaçı bu saldırıda ölecekse, önce o aileye en mutlu günlerinden biri yaşatılır. Çocukların cıvıl cıvıl koşup oynadığı bir piknik sahnesini, kanlı bir saldırı sahnesi takip eder. Basit bir formül olarak, karakterin istekleri vardır. A noktasındadır, B noktasına ulaşmak istemektedir. Aradaki tüm engelleri aşmak zorundadır. Senaryo yazımı sırasında, karakter oluştururken en önemli şey belki de karaktere istekler yazmaktır. İstekler yazılır, ardından engeller yazılır. * Senarist bir karaktere ne kadar acımasız davranırsa karakter o kadar dirilir. * Karakterin istekleri nedir? Karşısına çıkan engeller nedir? Bu soruları her zaman canlı tutmak gereklidir. Karakterin isteklerinin gizli olması, bunların davranışlarıyla ortaya çıkması daha iyidir. * Önemli olan alt metindir. Sözcükler önemsizdir. Ne var ki bunda da aşırıya kaçmamak gereklidir. * Senaryo yazımı teknik bir iştir. Matematik hesaplama gerektirir. Karakterlerin ortaya çıkışları, isteklerinin ortaya çıkışları, engellerin – çatışmaların ortaya çıkışları; bunların zamanları, şekilleri ve dozları hep senaryo-zaman tablosunda hesaplar sonucu ortaya çıkmalıdır. * Senaryo yazımı “görüntü” yazımıdır. Hikaye yazımında, ya da diğer edebiyat türlerinde olduğu gibi “kelime” yazımı değildir. * Seyircinin aptal olduğu varsayımı ile yola çıkılmamalıdır. Çünkü seyirci aptal değildir. * Senaryo yazarı aynı zamanda çok iyi bir seyirci olmalıdır. Jean Luc Godard’ın dediği gibi sinemayı öğrenmenin en iyi yolu film izlemektir. * Senaryo yazarken sıkıcı olmaktan kaçmak gerekir. Seyircisi olmayan film, olmayan filmdir. * Seyircinin arzuladığı, aynı zamanda hak ettiği en son şey hayatın gerçekleridir. Sahnedeki gerçek ve sokaktaki gerçek birbirinden farklıdır. Hiçbir seyirci, arabasını park etmek isteyen film karakterinin dakikalarca park yeri aramasını ve park sorunlarını bekleyemez. Senaristi de hayatın kendisi değil, özü ve özeti ilgilendirir. Hayatın hangi gerçeklerini alıyor ve hangi gerçeklerini atıyoruz? Senaryo yazma sanatı özetle budur. * Çoğu senarist çok bilinen bir hataya düşerler: ayakları yere basmayan bir hayali, bir imgeyi, bir duyguyu yakalamak için senaryonun geri kalanını önemsemezler. Ya da bir başka şekliyle bu hayal için senaryoyu yazmaya otururlar oysa bu pek ilgi çekici fikir olmayabilir. İyi senarist iyi hikayeyi “gözünden” anlamalıdır. * Senarist esnek olmalı. Film çekimleri sonuçlanana kadar senaryoda uygun değişiklikleri yapmaya hazır olmalıdır. NASIL YAZILIR? Genel olarak senaryo yazmanın kuralı yoktur. Yani sayfa düzeni ya da senaryo yazımı için kabul edilegelmiş kesin prensipler yoktur. Ancak yazım sırasında şu yolu izlemekte yarar vardır: SİNOPSİS: Film hikayesi. Film hikayesinde senaryo bittiğinde olacak olaylar genel hatlarıyla anlatılır. En fazla 2-3 daktilo sayfası uzunluğundadır. Cümleler geniş zaman kipiyle yazılır. Tasvirler ya da ruhsal çözümlemeler yapılmaz. Olaylar olduğu gibi özetle anlatılır. İç dünyalar, soyut gerçekler anlatılmaz. Edebi kaygı güdülmez. TRETMAN (TREATMENT): 20-30 Sayfa uzunluğundadır. Mizansenler, zamanlamalar ve karakterler senaryodaki yerlerine yerleştirilir. Olaylar anlatılır. Diyalogsuzdur. OUTLINE: Senaryodan önceki aşamadır. Sahne sahne olacak olaylar anlatılır. Yine diyalog yazılmaz. Tüm ayrıntılar vardır. SENARYO: Outline a diyaloglar ilave edilir ve senaryo

4 Ağustos 2007 Cumartesi

gezgin hoca gitmiş

insanlar karalar alır bizde bunun sonuşlarını yaşarız . bence gitmesi yalnış. ama o kendi için doğru olanın ne olduğuna kendi karar vermiş tabi , ama bunu kabullenmek zor olacak.hala baş ucumda onun iki yılllık notları varken ...demek ki bundan da bir ders çıkarmalıyız ama onun engin bilgisi bize çok şey katacakken


kendini bilmezler yüzünden bizlerden kopmamalıydı bizim için değerli bir madendi

ona ve onun kalitesindeki bilgi birikimi olan insanlara hergün raslamıyorum . benim için bir hüsran... derin bir yenilgi..... kötüler kazanmamalı..
hayat bizim için daha adil olmalı
ilham veren bir sesti gezgin hoca
hey istersen olur!!! bir tavırdı onun duruşu .ama artık yok...

24 Temmuz 2007 Salı

hayat bukadar basit

bazen başka insanlarla aynı fikirde olabiliriz




bende tam böyle düşünüyordum




aynı zamanda hissettim ve yaşadımda













ve margottan tan














Anladığım o ki Satürn transiti insanın bir tür gerçeklerle yüz yüze gelme durumu. Bu zamanda gerçekler o kadar da sıcak, neşeli ve çiçek desenli olmadığından, insanda bir soğuk duş etkisi, bir içine kapanma hissi ve hayat muhasebesi durumu hâsıl oluyor. Hatta okuduğuma göre bu süreçte akıllanıyoruz. Artık suçu hayata atmak yerine, yaptıklarımızın sonuçlarını olgunca kabul etme ve biz kimiz, neyiz diye sorma aşamasına geliyoruz. Buna tepki olarak bünyenin depresyona girmesi, hayatımda yanlış giden bir şeyler var, hissediyorum diye kırmızı alarma geçmesi de kuvvetle muhtemel.Satürn’ün transitini faydalı bir deneyime çevirmek de anlaşılan çocuk oyuncağı değil. ( Neredeyse 1,5 sene alıyor) Bu dönemde yaşadığımız deneyim her ne kadar sarsıcı ve yıpratıcı da olsa sanırım bu bize Satürn ya da Satürn’ü de kontrol eden çok daha kuvvetli bir güç tarafından sunulmuş bir şans. Evet, ilk başlarda bir duvara toslayıp kalıyorsun ama o duvar senin kendini sınaman, dinlemen ve eğer o sese şans vermeye karar verirsen değişmen (değişerek durman gereken yere gelmen) için bir fırsat.Tipik bir Satürn transit etti böyle oldu vakası mıyız, yoksa bu yaşadığımız düzende insan zaten dönüp dolaşıp bir yol ayrımına mı geliyor da astrologlar Satürn’ün günahını alıyor bilmiyorum. Bildiğim o ki, hepimize bir temize çekme fırsatı lazım, bir kampa girme, takkeyi önüne alıp düşünme, Hanya ve Konya ayırımında bir soluklanma… Ondan sonra baktık ki bizi çağıran bir ses duyduk ve kalbimiz tekrar atmaya başladı sanki elektroşokla hayata dönmüş gibi, işte bence o zaman tornistan zamanıdır. Satürn’ün yukardan bakıp, nihayet yola geldin kerata seni! Deme zamanıdır…Kaynak: Akşam Brunch eki, Aycan Saroğlu’nun Astrolog Barış İlhan röportajı.






....................................................................................................................................................
bunada katılıyorum ama ölüm diyorum hayatın en acıtanı gerisi gerçekten boş



hayat o kadar basit ki. Zorlaştıran, sorunları zaman zaman içinden çıkılmaz haline getiren hep bizleriz. Kendi beynimiz.
Biz istemezsek kimse bizi üzemez. İzin veren bizleriz. Sonra üzülen, pişman olan da.
Tılsımlı kelime sanırım “huzur.” Kendimizle, yaşadığımız gerçeklerle barışık olma halinin adı bu.


devamı
http://www.fikiratolyesi.com/

mulan bence herkez için sormuş ve ve kıymetli bir cavap bulmuş

fotoğraf alıntıdır


yazı da gezgin hocanın sayfasına gelen yoruma cevaptır bence değerlidir
Kusura bakmayin, yaziyla ilgili degil benim yorumum. Aslinda bir ricada bulunacaktim. Ben uzun yillar reklam yazarligi yaptiktan sonra uzun metraj senaryolar yazmaya basladim su anda iki proje uzerinde calisiyorum. daha onceleri isimden arta kalan zamanda senaryolarimi yaziyordum fakat su anda isten ayrildim ve tum gunumu senaryolarima ayirmak gibi bir sansim oldu. lakin gelin gorun ki zaman bollugundan kendimi disipline edemez durumdayim su anda. Kendime uygun bir calisma stili yaratmaya calisiyorum ama tam verim aldigim soylenemez. Ne onerirsiniz? Nasil bir yol yordam izlesem? bir senarist verimli bir sekilde calisabilmek icin ne yapar? Bu konuda yardimci olabilirseniz sevinirim. Sevgilerimle Mulan
2:35 PM
gezgin dedi ki...
Şu (http://sanarist.blogspot.com/2005_07_01_archive.html) tarihli sayfada "İyi Senaristlerin Çalışma Alışkanlıkları" adlı bir yazım var. Belki yardımcı olabilir.Onun dışında, ev dışında çalışmanızı tavsiye ederim. Bir kütüphane ya da bir kafe olabilir (bu ikincisi biraz masraflı oluyor :).Ya da kendinize gerçekçi hedefler koyun. Öğleden sonra 3 sayfa, akşam 4 sayfa, gece yarısından sonra 3 sayfa... gibi. (Gece geç yattığınızı varsayıyorum). Ve televizyondan uzak durun. El altında dergi ve gazete bulundurmayın. Yazarken müzik dinlemek diye bir şey yoktur, sadece yazarken çalan müziğin zihin enerjinizi azaltması diye birşey vardır. 1 satte yapacağınız şeyi 2-3 saatte yaparsınız.Bir de şunu unutmayın: "Çözüm var". Hangi tür sorunla uğraşıyorsanız uğraşın, çözümü vardır. Bunun olduğunu bilin ve gevşeyin. Çözümler gevşemiş zihinlere daha kolay gelir. (Ama alkolle uyuşmuş beyinlere değil).Sizi yaratıcı moda sokan kitaplar okuyun, filmler seyredin. Ondan sonra oturup yazın.Şu yazım da yardımcı olabilir: http://sanarist.blogspot.com/2006/11/tikanik-beyinlere-aili-areleri.htmlKolay gelsin...
9:23 PM
Anonim dedi ki...
Bu onerilerinizi deneyecegim. (kafeye gitmek gercekten de masrafli oluyor:) evimin yakinlarinda bir halk kutuphanesi var oraya gidecegim)

3 Temmuz 2007 Salı

senarist gezginden ilham veren bir yazı

Bir çoğumuz "içimizden bir yerlerden" farklı bir şeyler yapmamız gerektiğini, özel bir şeylerin kendimizi farklı bir yerlerde beklediğini, ancak tam olarak adını henüz koyamadığımızı söylüyoruz. Biz, hemen hepimiz, kendimiz için doğru olan şeyin ne olduğunu bulmak ve onun peşinden gitmek istiyoruz. Bizim yaşam amacımız ne acaba? Hayatımızı ne yaparak kazanırsak, ne ile uğraşırsak daha mutlu oluruz, daha yararlı oluruz, daha güvenli oluruz, daha zengin oluruz, daha sevilen oluruz? Yeteneklerimiz, potansiyelimiz ne yana düşüyor?Diyorsunuz ki, "eğer ben radikal bir eylem yapacaksam, yani eğer iç sesimi dinleyeceksem, eğer teslim olacaksam yaşama, bunun bir karşılığı olmalı. Başarı garanti olmalı! Yolda zorluklar olmamalı. Acı artık ortadan kaybolmalı. Çabalamamalıyım! Her şey sadece benim isteğime göre gelişmeli."Peki, eğer gökten tam olarak ne yapmanız, nereye gitmeniz gerektiğinin talimatları zembille inse ve bu talimatların arasında sadece parasız kalmayacağınızın değil, şimdiye kadar hayal ettiğinizden bile fazla kazanacağınızın garantisi olsa, kabul eder miydiniz? İşte bizim istediğimiz de böyle bir şey tutkumuzun peşinden gitmek denildiğinde.Duyun beni: KİMSE SİZE GARANTİLER VERMEYECEK! SEÇTİĞİNİZ YOLUN İSTEDİĞİNİZ YERE GİDİP GİTMEDİĞİNİ BİLEMEYECEKSİNİZ VE BU KÖTÜ BİR ŞEY DEĞİL! Garanti olan tek şey şu: Şu ana kadar yaptıklarınızı yaparsanız, şu ana kadar elde ettiklerinize ulaşacaksınız. Eğer farklı bir şey istiyorsanız, farklı bir şey yapın. neyi seçiyorsanız, ne olursa!İnsan ancak iki şekilde amaçlarına ulaşamaz. Ya öldüğünde, ya da vazgeçtiğinde.(Kaynak: "Cesur Sorular"; Dost Can Deniz; Hayat Yayınları; s: 260-2; fena halde kısaltan: gezgin)

GEZGİN HOCA BENİM İÇİN ÇOOOOK ÖNEMLİ BİRİ . ŞİMDİYEKADAR İKİ YILLIK yazılarının TAMAMINI ÇIKTI HALİNDE BAŞ UCUMDA .DİYER SENELERİDE EN YAKIN ZAMANDA BASTIRICAM . ÖNCELİKLERİM ARASINDA.. ONUN DERLEMELERİ HAYATIMA YÖN VEREN YAZILAR .VE ONUN SEÇTİKLERİDE BENİM KIYMET VERDİKLERİMDEN

AMA EN ÖNEMLİSİ İLHAM VEREN BİR DURUŞU VE GÜCÜ BARINDIRMASI VE TABİKİ SİZİ YÜREKLENDİRMESİ...